AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ NEDENLERİ VE YAPILIŞ YÖN.
AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ NEDENLERİ VE YAPILIŞ YÖNETEMLERİ
|
A- AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ NEDENLERİ
Akaryakıt kaçakçılığının nedenlerini birkaç başlıkta sıralamak mümkündür.
1-) Kayıtdışı Ekonominin Varlığı ve Büyüklüğü
Kayıtdışı ekonomi, genel olarak, kamu otoritelerinin denetimi dışında kalan her türlü ekonomik işlem olarak tanımlanmaktadır. Kayıtdışı ekonominin kapsamı içine hem yasalarla yasaklanmış ekonomik faaliyetler, hem de yasalarla yasaklanmadığı halde bilinçli olarak kayıtlara geçirilmeyen, belgelendirilmeyen ekonomik faaliyetler girmektedir. Kayıtdışı ekonomi üç farklı alanda ortaya çıkabilir:
A1-) Toplumsal hayata zarar veren her türlü faaliyetten elde edilen kazançlar,
A2-) Suç sayılan hareketler sonucu elde edilen kazançlar,
A3-) Ekonomik hayatı düzenleyen kural ve usuller ihlal edilerek elde edilen kazançlar.
Belirli faaliyetler, hem ekonomik alanda üretken, hem de tamamen yasal olduğu halde çeşitli nedenlerle kamu otoritelerinden saklanmaktadır. Buradaki amaç; gerek dış ticaretten gerekse diğer vergilerden, sosyal güvenlik katkılarını ödemekten, kanunla belirlenmiş yasala düzenlemelerden ( asgari ücret, güvenlik standartları vb. ) kaçınma şeklinde özetlenebilir.
Kayıtdışı ekonominin en önemli unsuru, konusu suç olan ve yasalarla cezalandırılan faaliyetlerdir. Bu faaliyetler sonucu oluşan ekonomik değerler, gelirin kaynaklık ettiği faaliyetin yasadışı olması nedeniyle, suç ekonomisi olarak adlandırılmaktadır. Suç ekonomisinin önlenmesinde, yasa dışı ekonomik faaliyetlerin, kamu görevlileri ile olası bağını saptanması özel bir önem arz etmektedir. Kayıtdışı ekonomi önemli bir bölümünü, kara para oluşturmaktadır. Hukuk sistemimizde suç ekonomisini oluşturan faaliyetlerin bir kısmı, kara paraya kaynaklık etmektedir. Bu çerçevede, yasalarla yasaklanmamış faaliyetlerden bilinçli olarak kayıtdışı kalan işlemler ve bu işlemler dolayısıyla ortaya çıkan vergi kayıp ve kaçağı ülke ekonomisine olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye de kayıtdışı ekonominin, dolayısıyla vergi kayıp ve kaçaklarının giderek büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir. Bu kapsamda yapılan tahminlere göre, ülke ekonomisini |
|
yaklaşık asgari %30 azami %60' ının kayıtdışı olduğu belirtilmektedir. Bu belirleme karşısında akaryakıt ve türevlerinin kaçakçılığını yapmak da kayıtdışı ekonominin önemli unsurlarından biri olması kaçınılmazdır. Bilindiği üzere, başta imalat sanayi olmak üzere, bütün sektörlerin enerji ihtiyacının önemli bir bölüm petrol ve petrol türevlerinden elde edilen enerji oluşturmaktadır. Akaryakıtın ülkeye sokulmasında oluşabilecek kaçakçılık, yolsuzluk ve usulsüzlükler, kayıtdışı / vergilendirilmemiş ekonomiye yine kayıtdışı bir yöntemle enerji temin etmek biçiminde kendini gösterecektir. Kayıtdışı bir zemine oturan ekonominin enerji ihtiyacını, piyasa denetimi ve gözetimi yeterince olmayan bir yapı içinde yine kayıtdışı alanda temin etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu da beraberinde, suç gelirlerinin aklanmasına yani kara parayla mücadeleyi gerektirecektir.
2- Akaryakıtın Üzerindeki Vergi Yükü
Devletin bütçe dengelerinin son yıllarda sürekli daha kötüye gitmesi, verginin tabana yayılmamasına bir sonucu olarak gelirlerinin 2/3' ünün dolaylı vergilerden oluşması nedeniyle, belirli gelir kalemlerini aşırı yüklenme yapılmıştır. Bunlardan biri de akaryakıttan alınan vergilerdir. Son birkaç yılın bütçesindeki vergi gelirlerine bakıldığında, oran olarak akaryakıttan alınan ÖTV ( eski adıyla akaryakıt tüketim vergisi ) nin arttığı görülecektir. Şu an eşyanın cinsine ve niteliğine göre akaryakıttan alınan vergi toplamı %350 - %400 arasında değişmektedir. Üzerinde ağır vergi yükü olan diğer ürünlerde ( çay, şeker, tütün ve alkollü içecekler v.b. ) olduğu gibi aşırı vergi yükü karşısında petrol ve türevlerinden de kaçakçılığın yapılması için Devlet tarafından öngörülmese dahi uygun zemin hazırlanmaktadır. Bu gün AB ülkelerinde dahi akaryakıt Türkiye'den daha ucuzdur. Örneğin 98 oktan süper benzin Almanya'da 1.10 EURO'yu, Hollanda'da 1.20 EURO'yu geçmezken Türkiye'de 1.50 EURO'nun üzerindedir. ABD' de 1 galon = 3,8 lt benzin 1,60 USD' dir. Yani yaklaşık olarak 1- litre benzin 0.40 USD yani 600.000 TL' yi geçmemektedir. Oysa ülkemizde 98 oktan süper benzinin pompa fiyatı 2.60 YTL' dir. Bu da gösteriyor ki, ülkemizde akaryakıt üzerinde aşırı bir vergi yükü vardır. Bu durum da petrol ve türevlerinin yasa dışı ticareti için uygun zemini oluşturmaktadır. |
|
3- Yerel ve Bölgesel Muafiyet Uygulamaları
Özellikle sosyo ekonomik durumu ve gelir dağılımının bozulması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde uzun yıllar süren terör hadiselerinin, bölgenin tarım hayvancılık gibi geleneksek ekonomik faaliyetlerini neredeyse ortadan kaldırması ve yöre halkının sınır kapılarını bir kazanç kapısı olarak görmesi sonucu, bu süreç içinde görev yapmış hükümetlerin de bir sosyal politika unsuru olarak sınır ticareti kapsamında önce motorin sonra diğer petrol ve ürünlerini ithalatına izin vermesi, akaryakıt kaçakçılığını ve kayıtdışılığı teşvik eder hale gelmiştir. Özellikle, ' fiber depo' diye tabir edilen araç üstü depolarda başta Habur olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu sınır kapılarından akaryakıt getirilmesine, ayrıca standart dışı depo uygulamasıyla da limit üstü miktarda akaryakıt girişine izin verilmesi de kaçakçılığı teşvik eden unsurlardan olduğu görülmektedir. 1997 2002 döneminde sadece araç üstü depolarda getirilen ve devletin kayıtlarına giren motorin miktarı 7.768.538 ton olduğu, mutad depo/standart dışı depolarla son bir yılda getirilen motorin miktarı ise 640.656 ton olduğu Komisyonun araştırmaları sonucu tespit edilmiştir.
4- Standart dışı Araçlarla Akaryakıt Taşımacılığı Yapılması
Bölgenin özel durumu nedeniyle göz yumulan bir diğer uygulama da, çok eski modelde ve uluslar arası taşımacılığa uygun olmayan standart dışı, hatta plakaları bile kimi zaman sahte araçlarla Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinden sınır ülkelere yapılan taşımacılık işlemleri ve yine kaçakçılığı özendirmektedir. Bu tür araçlar hem taşıt üstü motorin ithalatında hem de her türlü petrol ve türevlerinin ithalat, transit ve ihracat işlemlerinde kullanılmış ve hala da kullanılmaktadır. Sadece Habur'dan sınır ticareti kapsamında motorin ithalatı ile ilgili Şırnak Vadiliğinde kayıtlı araç sayısı 40.000'in üzerinde olduğu Komisyonumuza gelen bilgiler arasındadır.
5- Gümrük Saha ve Alanlarında Görevli ve Yetkili Kurumların Sayıca Fazlalığı
Gümrük işlemlerinde uygulayıcı birim olarak gümrük idaresi görev yapmaktadır. Ancak bakanlık ve diğer kurumların önemli bir kısmını gümrük işlemlerinde ilgili mevzuatları gereğince yetkili oldukları görülmektedir. Bazen sadece gümrük sahası içinde birimi bulunan kurum sayısı 14' ü bulmaktadır. |
|
Habur Gümrük Sahası buna bir örnektir. Gümrük işlemlerinin niteliğine göre tarım, sağlık, maliye, enerji, iç işleri, ulaştırma, sanayi, TSE, jandarma dahil askeri birimler, istihbarat birimleri ve mülki idare amirliği bulunabilmektedir. Bu sayıyı arttırmak mümkündür. Bu kadar çok sayıda ve farklı idari otoriteye bağlı birimlerin kendi mevzuatları çerçevesinde görev yaptıkları dikkate alındığında, koordinasyonu sağlamanın ne kadar zor olduğu görülecektir. Yine, bu kadar çok sayıda kurumun olduğu bir yerde de yasadışı iş yapmak isteyenlere çok sayıda kapı da açılmış olmaktadır. Saha içinde birden fazla kurumun olması ve bunların aralarında hızlı ve etkin iletişimin olmaması durumunda da kaçakçılık eylemleri ortaya çıkabilmektedir.
Sınır kapılarında ve hava limanlarında kurumlararası koordinasyon görevi, İl İdaresi Kanununa göre Mülki İdare Amirliklerine verildiği, kaymakam ya da vali yardımcıları vasıtasıyla yürütülen bu görevin koordinasyonda etkinliği sağlayamadı görülmekte ve gümrük sağlarında mevcut birimler yanında yeni bir idari bilim olarak mülki idare amirliğinin de eklendiği görülmektedir.
Ayrıca, gündeme gelen kim kaçakçılık eylemlerinde gümrük idaresi dışında diğer ilgili birimlerin görev alanını ilgilendirse de, eylem gümrük sahasının da olduğu için kaçakçılık fiilini kamuoyu önünde sorumluluğu gümrük idaresinin üstünde kalmaktadır. Bu da zaten imaj sorunu olan adıgeçen kurumun adının gereğinden fazla yıpratılmasına yol açmaktadır.
Belirtilen eksikliğin giderilmesini teminen, gümrük sahalarında yapılan iş ve işlemlerde tek otorite olmasının temini önem kazanmaktadır. Hizmetin gereği açısından bu birimin gümrük idaresi olması gerektiği değerlendirilmektedir.
6- Alt Yapı Noksanlığı ve Donanım Eksikliği
Gümrük İdareleri bir tarafta otomasyona giderken diğer taraftan da maddi alt yapısının günü koşullarına uygun modernize edilmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Yakın zamanlarda bu yönde çalışmalar yapılmakla birlikte henüz istenen düzeye gelinememiştir. Ör: Habur Gümrük kapısı hala barakalar içinde hizmet vermeye çalışmaktadır. Oysa karşı tarafta bulunan İbrahim Halil Gümrük Kapısı peşmergenin kontrolündedir ve çok daha modern bina ve tesislere sahiptir. Benzer durumu her sınır kapımız için söylemek mümkündür. Bu durum kaçakçılık için uygun ortamı hazırlamaktadır. |
|
Diğer taraftan, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 218 inci maddesine göre, liman ve antrepo işleticilerinin sorumlulukları arasında; Türkiye ile diğer ülkeler arasında demiryolu dahil kara, deniz ve hava yoluyla yapılan eşya ve yolcu taşımalarında yararlanılan istasyon, deniz ve hava limanlarını işleten kuruluşlar ile posta idareleri, bu Kanun hükümlerine göre gerekli gümrük gözetim ve denetim işlemlerinin yapılmasını sağlamak üzere; yolcu salonları, geçici depolama yerleri, antrepolar ile görevli gümrük ve gümrük muhafaza idarelerinin çalışmalarına elverişli ve yeterli bürolar ve gözetleme kuleleri tesis etmek; buraların aydınlatma, ısıtma ve temizlik ihtiyaçlarını karşılamak ve demirbaş eşya ile telefon ve diğer teknik donanımlarını bedelsiz olarak sağlamaları yükümlülükleri arasında sayılmıştır. Ayrıca, görevlilerin işletici kuruluşlar tarafında ödenen fazla mesai, yolluk gibi Gümrük Kanununda yasal çerçevesi belirlenene ek ödemelerden de yaralandığı bilinmektedir. Komisyonun saha çalışmaları sırasında edindiği bilgiler ve gözlemlemelerine göre, personelin gümrük işlemlerinin yürütülmesi süreçleri ile ilgili olarak liman ve antrepolarda Yasalardan kaynaklanan yetkilerini kullanmada isteksiz oldukları, işleyin bütünüyle işletici kuruluşlara bırakıldığı, Komisyonca kendilerine bunun nedeni sorulduğunda, işletici kuruluşlara duyulan güven ile açıklamaya çalışıldığı gözlemlenmiştir. Yasal çerçeve içinde olmasına karşın, işletici kuruluşlarla gümrük idaresi ve personeli arasındaki bu ilişkinin hizmetin gereği bakımından beraberinde bazı sakıncaları getirdiği düşünülmektedir.
7- Kurumlararası Koordinasyonsuzluk
Mücadeleci kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği, kaçakçılıkla iştigal edenler açısından uygun ortamı hazırlayan unsurlardan olduğu değerlendirilmektedir. Gerek mücadeleci kurumlar arası koordinasyonu sağlamak gerekse koordinasyonun ayrılmaz parçası olan istihbaratın yurt çapında toplanması ve paylaşımını temin etmekle görevli bakanlık temin belirlenmekle ve bunu sağlayacak yasal düzenlemeler kuruluş yasalarında mevcut olmakla birlikte, gelinen durum itibariyle kurumlararası koordinasyonun yeterince |
|
sağlanamadığı. İçişleri Bakanlığına bağlı üç mücadeleci kurum ve Gümrük Müsteşarlığından alınan bilgilerden anlaşılmaktadır. Koordinasyonu sağlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Kaçakçılık İstihbarat Koordinasyonu Kurulu'nun istişari nitelikte bir yapı arzettiği, kurumları bağlayıcı ve yaptırım gücü olan bir nitelik göstermediği anlaşılmaktadır.
Yine, adıgeçen bakanlık bünyesinde mevcut Kaçakçılık İstihbarat, Hareket ve Bilgi Toplama Dairesi Başkanlığı'nın bulunduğu Başkanlığın görevleri arasında, her türlü kaçakçılık faaliyetlerine ait istihbaratı Devlet çapında toplayıp değerlendirme ve görevli kuruluşlarla ilgili kuvvetler arasında koordinasyonu sağlama görevlerinin olduğu görülmektedir. Adıgeçen Başkanlığın bu görevi yönetecek organizasyona ve yetkinliğe sahip olmadığı görülmekte, koordinasyon ve istihbarat fonksiyonlarının Daire Başkanlığı biçiminde yapılandırılan bir idari organizasyon içinde sağlanmasının mümkün olmadıpı değerlendirilmektedir.
Mücadeleci kurumlar ile ilgili diğer kurumların en üst düzeyde temsil edileceği, kaçakçılık olaylarının adli yönünü de kapsayacak biçimde, mevcut örgütlenme biçiminden ayrı ve bağımsız olmak koşuluyla kaçakçılıkla mücadele de istihbarat ve koordinasyon fonksiyonlarının yeniden tanımı ve buna uygun yeni bir organizasyonunun oluşturulmasının gerekli olduğu mütalaa edilmektedir.
8-İstihbarat Organizasyonunun Yetersizliği
Ülke içinde genel istihbaratı elde eden ve değerlendiren kurumlar yanında, kaçakçılıkla mücadele eden kurumların da aynı istihbarat organizasyonları olduğu bilinmektedir. Komisyonun mücadeleci kurumlardan alınan bilgiler ve saha çalışmaları sırasında elde ettiği gözlemler karşısında, istihbarat elde etme ve değerlendirme süreçlerinde zafiyetler olduğu görülmektedir. Bunları sıralamak gerekirse; |
|
-Kaçakçılığa ilişkin istihbarat kaynaklarının yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Yapılan tahkikatlar ve ulaşılan sonuçlara bakıldığında mücadeleci kurumların ortaya koydukları performansın düşüklüğünün nedenlerinde birisinin, kaçakçılık eylemlerine ilişkin önceden bilgi alınamamasının önemli olduğu görülmektedir.
-Bunun nedenleri arasında, mücadeleci kurumların istihbarat temin etmede kullandığı araçların yenilenememesi olduğu görülmektedir. Nitekim, deniz yoluyla yapılan akaryakıt kaçakçılığına ilişkin ihbarların, daha çok denizde seyreden gemiler ve balıkçılar tarafından yapıldığı, ancak, ihbar edecek gemi ve balıkçı tekne kaptanlarının da genelde ucuz motorini, bu kaçakçılardan sağladıkları için kaçakçılıkla mücadele eden ilgili birimleri neticeye götürecek istihbarat bilgisini vermedikleri bilgisi alınmıştır.Dahası, ihbar edilmesi bir yana, bu müessesenin tersine çalıştığı, yanı örneğin Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botların hareketlerinin izlendiği ve kaçakçılık yapılacak gemilere iletildiği ve yakalanmamaları için tedbir geliştirildiği, hatta aynı amaçla karadan hareket eden hava unsurlarının da izlendiği ve önceden bilgisinin alınarak denizde kaçakçılık yapan unsurlara iletildiği Komisyonun edindiği bilgiler arasındadır.
Ancak, yukarıda belirtilen durumlar dışında da değişik nedenlerle ihbar müessesesinin yeterince çalışmadığı bilinmektedir. Bunların başında da, kaçakçılık suçları ve bu suçlarla bağlantılı olabilecek idari suçlarda ( gümrük ve vergi suçları gibi ) öngörülen muhbir ikramiyelerinin yeterince bilinmediği, bu aracın ilgili kurumlarca gereği gibi kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 35'inci maddesinde düzenlediği biçimiyle muhbir ikramiyesinin olaya ilişkin açılacak davanın sonuçlanmasına bağlı hale getirilmesinin ihbar müessesesinin gereği gibi işlememesinde etkili olduğu düşünülmektedir. Kaçakçılık davalarının sonuçlanma süreleri dikkate alındığında muhbir ikramiyelerinin olayın üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra ve görece değerini yitirmiş bir biçimde ödenmesi de ihbarı yapanlar için olayı anlamsız kılmaktadır. |
|
Kaçakçılık olaylarının önlenmesi ve takibinde önceden bilgi alınması iletişim araçlarının dinlenilmesiyle de olanaklı olmasına karşın, kaçakçılığın çıkar amaçlı suç organizasyonu kurarak yapılması durumu hariç diğer kaçakçılık eylemlerinde bu yöntemin kullanılması yasal açıdan mümkün görülmemektedir. 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda belirtilen suçlar arasında gümrük kaçakçılı suçları yer almadığından bu suçlarla ilgili iletişim araçlarının hakim kararıyla dinlemeye alınarak istihbari bilgilere ulaşılması mümkün değil idi. Ancak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 140'ıncı maddesinde ' teknik araçlarla izleme' başlığı altında yer alan düzenlemeye göre, Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda yer alan ve hapis cezasını getiren suçlar hakkında şüpheli veya sanığın teknik araçlarla izlenebileceği, ses ve görüntü kaydı alınabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu yetki, 4926 sayılı Kanunun az sayıda hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiillerin takibinde olabileceği anlaşılmaktadır.
Bununla bağlantılı olarak, akaryakıt kaçakçılığının en az bir ayağının yurtdışı kaynaklı olduğu bilinmesine karşın, mücadeleci kurumlarca daha çok yurt içinden bilgi elde edilmesi ile yetinildiği anlaşılmaktadır. Mücadeleci kurumlarca men görevi yerine getirilirken olayın yurtdışı ayağının ihmal edilmemesi önem arzetmektedir.
Mücadeleci birimlerin istihbarat toplama sürecinde, kaçakçılığa konu olabilecek eylem ve işlemler üzerinde olay bazında bilgi temin etmenin izledikleri yöntemler arasında olmadığı anlaşılmaktadır. Bu yöntemin izlenebilmesi için mücadeleci birimlerin istihbarat unsurlarının spesifik bir konu olan petrol ve petrol türevleri konusunda gereğince bilgi sahibi olmaları gerekir. Oysa bu konuda yeterli bilgi ve birikimine sahip insan unsurlarının gereği kadar mevcut olmadığı görülmektedir. |
|
10- Dış Ticaret, Gümrük ve Karayolu Taşımacılığına İlişkin Kimi Mevzuatın Uygulanmaması veya Esnek Uygulanması
Gerek savaş öncesi gerekse savaş sonrası Irak ile yapılan ticaret kapsamında, petrol sevkiyat işlemlerini gerçekleştiren nakliyeci firmaların taşımayı gerçekleştirecek sayıda kendi aracı olamaması nedeniyle, yeter sayıda aracın kiralama yoluyla bu yörede mevcut araçlardan temin edildiği, taşımada kullanılan ve kiralama yoluyla temin edilen bu araçların büyük çoğunluğunun Karayolları Trafik Kanunu aradığı standartlara uymadığı bilinmektedir. Diğer taraftan, uluslar arası karayolu taşımacılığına ilişkin düzenlemeler çerçevesinde taşımada kullanılan ve C2 belgesi kapsamında kiralanan araçların taşıma şirketinin mülkiyetinde bulunan araç sayısını geçmemsine ilişkin mevzuat hükmüne uyulmadan taşımaların yapıldığı, bu durumunda akaryakıt transit işlemlerinde kaçakçılığa uygun zemini hazırladığı tespit edilmiştir.
Aynı şekilde, standart dışı depo uygulamalarına izin verilerek, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca çıkarılan ve uygulanan Araçların Tadil ve Montajı Hakkındaki Yönetmelik hükümlerinin Irak-Türkiye arasında taşıma yapan araçlarda uygulanmadığı bilinen bir gerçektir.
Gerek savaş öncesi gerekse savaş sonrası Irak ile ticaretin artması sonucu, özellikle akaryakıt ürünlerinin bu kara yoluyla sevkiyatının arttığı, bunun sonucunda bu gün ortalama 4000 aracın Habur'dan giriş-çıkış yaptığı, 24 saat esasına göre çalışan Habur Gümrük Sahasının yetersizliği karşısında, dakikada ortalama 3,5 aracın fiziki tespitlerini yapılamasının mümkün olmadığı, ihracatın engellenmemesi, ticaretin sekteye uğramaması ve ticari taahhütlerin zamanında yerine getirilmesi için giren-çıkan her aracın esaslı bir tespitten geçirilmesinin mümkün olmadığı, belirtilen yetersizliklerin de kaçakçılığın yapılması için uygun ortamı hazırladığı görülmektedir.
11- Transit İşlemlerinde Teminat Uygulaması
Yine, bu bölgeden yapılan transit işlemlerinde sevk edilen akaryakıta ilişkin teminat |
|
uygulaması, hazine hakkını koruyucu bir bütünlük içinde yapılamaması da önemli bir eksiktir. Yasal çerçevede yapılamadığı için, ortaya çıkan kaçakçılık eylemlerinde hazine hakkının koruyucu idari tedbirler transit işleri süresince alınamamakta, bu da kaçakçılıkla mücadele de bir eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu kapsamda, akaryakıt kaçakçılığının önemli nedenlerinden birini oluşturan yüksek oranlı ÖTV'nin, gümrük işlemleri açısından dahili vergi sayılması, bir başka ifadeyle kesin vergi tahsilatının yurtiçinde yapılası karşısında, özellikle transit yoluyla yapılan sevkiyatlarda ÖTV'nin teminata bağlanamadığı, bu durumunda da gerçekleşen kaçakçılık eylemlerinde hazine hakkını zedeleyici hatta ortadan kaldırıcı bir unsur olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Diğer taraftan, ham petrol ithalatı (KDV hariç) her türlü vergiden muaftır. Çünkü işlendikten, rafinaj faaliyetlerine tabi tutulduktan sonra vergilendirilmesi öngörüldüğünden ham petrol vergiye tabi değildir. Özellikle Irak'a yapılan son müdahaleye kadar, bu ülkeden ülkemize karayoluyla yapılan ham petrol sevkiyatına ilişkin transit işlemlerinde yurtiçi edinilen ham petrolün transitinde eşyanın sıfır (0) vergiye tabi olması karşısında, aslında yasal olarak kaçakçılığın yasal olup olmadığı bile tartışmalıdır. İthali, izne, standarda, uygunluk belgesine tabi eşya hariç, vergiye tabi olmayan bir malın kaçaklığı söz konusu olamaz. Ancak, kaçak olarak yurda sokulan ve diğer ayrıntıları daha sonra sunulacak olan ham petrolün yurtiçinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun bir çok yerinde kaçak, seyyar, ve ilkel rafineriler yoluyla, basit işlemler sonucunda işlenerek iç piyasaya verilmesi de akaryakıt kaçakçılığının yöntemlerinden biri haline gelmiştir. İşlendikten sonra akaryakıt üzerinde oluşacak vergi yükü dikkate alındığında, ham petrolde yapılacak kaçakçılığın hedefinin, nihai ürün üzerindeki vergi yükünden kaçmak olduğu açıktır. Diğer taraftan da, yasal olarak gümrük vergilerine tabi olmayan ham petrolün karayoluyla transit işleminde olabilecek kaçakçılık eylemlerinde, eşyanın vergiye tabi olmamamsı nedeniyle, hazine zararının telafisinde sıkıntılar olduğu anlaşılmaktadır. |
|
12- Kullanım Amacına Göre ÖTV'si Farklılaştırılan Kimi Eşyalara İlişkin GTİP'larının Belirlenmesi
Türk Gümrük Tarife Cetvelinde 12'li bazda düzenlenmiş her GTİP'de birbirinden farklı çeşitli eşya sınıflandırılmasına karşın, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu eki listelerde ÖTV alınacak ürünlerin ismen yer alması nedeniyle tek bir tarife pozisyonu altında bulunan değişik ürünlerden sadece biri veya birkaçı ÖTV'ye tabi tutulmaktadır. Dolayısıyla, karmaşık kimyasal yapıları itibariyle birbirlerinden ayrıt edilebilmesi son derece güç olan ürünlerin gümrük işlemlerinin yapılması esnasında, GTİP beyanında, ÖTV'ye tabi olduğu halde ÖTV'den muafmış gibi gösterilme eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bu durum da; daha ziyade akaryakıt ürünlerinde görüldüğünden, durumun mahiyetinin akaryakıt kaçakçılığını teşvik ettiği düşünülmektedir. Özellikle solvent ve bazyağlarında tarife kaymalarının nedenleri, bu tür eşyaların ÖTV'ne tabi olmasıdır. Bundan kaçınmak amacıyla ÖTV'ye tabi olmayan GTİP'ndan beyan edilerek gümrük işlemleri yapılmaya çalışılmaktadır. Buna izin vermemek amacıyla Gümrük Tarife Cetvelinde yeralan ve tek bir tarife pozisyonu altında bulunan değişik ürünlerin bir kısmının vergilendirilmesi diğerlerinin vergi dışı bırakılmasının önüne geçilmesi önem arzetmektedir.
13- Dış Ticaret İstatistikleri İle Yurtiçi Sektör Değerlendirmelerinin Yeterince Yapılmaması
Gümrük Müsteşarlığınca, petrol ve petrol türevleri ithalat ve transit işlemlerinin mal bazında ve firmalar itibariyle seyirlerinin izlenmediği, buna bağlı olarak da kaçak ya da katkılı akaryakıtın kullanıldığı sektörün bütün olarak değerlendirilmesinin yağılmadığı anlaşılmaktadır. İthalat ve transit işlemlerinde olabilecek ani trafik sapmalarının kaçakçılığı önlemede ilgili kurumlara avantaj sağlayacağı unutulmamalıdır. Buna bağlı olarak da yurtiçinde üretim ve dağıtıma ilişkin sektörlerin izlenmesi de mücadele de önemli unsurlardandır. Özellikle yurtiçi piyasaların denetimi ve gözetiminden sorumlu kurumların üzerine bu anlamda ciddi görevler düşmektedir.
14- Toplumsal Bilinç Düzeyi
Toplumsal ve bireysel olarak, yeterli derecede bilinçli olunamaması, sosyo ekonomik koşulların zorlanması ve bunun bir sonucu olarak |
|
arzedilen kaçak ya da kayıtdışı ucuz akaryakıta talebin olması, bu nitelikteki akaryakıtın önce çevreye sonra insana ve tabi kullanıldığı motorlu araçlara verdiği zararın yeterince farkına varılmaması da kaçak ya da kayıtdışı akaryakıta olan talebi artırmıştır. Bu konuda eğitici faaliyetlere yer verilmediği gibi, yazılı ve görsel medyaya da sadece vergi açısından bakılarak devletin uğradığı maddi kayıp ve bu işi yağanların sağladığı haksız kazanç üzerinde yoğunlaşıldığı , kamuoyunun bu çerçevede oluşturulduğu görülmektedir. Oysa kaçak veya katkılı akaryakıtın kullanılması durumunda bireye, topluma, ekonomiye, çevreye ve insana verdiği zararların farkına varılması durumunda, tüketici olarak buna talep edenlerin gerekçeleri anlamsızlaşacak ve kaçak akaryakıta talep düşecektir. Bununla birlikte, kaçakçılıkla iştigal edenlerin ise faaliyetleri toplum tarafından iç denetime tabi tutulacağından ve kamu erki kaçakçılıkla iştigal edenlerin peşlerinde olacağından yasa dışı faaliyet alanları daralacaktır.
15- Sosyo Ekonomik Koşulların Zorlanması
Akaryakıt üzerindeki aşırı vergi yükü, haksız kazanç peşinde olan ve yasadışı ticaret ile uğraşanlar için bulunmaz bir alan olduğu kuşkusuzdur. Bundan yararlanmak isteyenler değişik biçimlerde kaçakçılık yaparak haksız kazanç sağlama gayreti içinde oldukları görülmektedir.
Akaryakıtı ithal eden dağıtım şirketleri açısından olay değerlendirildiğinde, yakın zamanda sayıları hızla artan dağıtım şirketlerinde bir kaçı hariç büyük kısmının, yasadışı yollardan getirdikleri akaryakıtı yurt içinde bayileri kanalıyla satarak haksız kazanç sağladıkları görülmektedir. Raporun XI / A-3 bölümünde buna ilişkin somut tespitlere yer verilmiştir. Dağıtım şirketlerinin sayısal artışının 01.01.2005 tarihinden sonrada daha da hızlanacağı değerlendirilmektedir. Bu tarihten sonra otomatik fiyat belirlenmesinde de vazgeçildiği, akaryakıt üzerindeki net karın %2 civarında olduğu bir ortamda, rekabetçi bir piyasa ortamının dağıtım şirketlerinin sayısını minimize edeceği beklentisi olması gerekirken, sayısal olarak daha da artmasının açıklanabilir bir izahı yoktur. Özellikle küçük dağıtım şirketlerinin değişik biçimlerde kaçak ya da katkılı akaryakıt getirerek piyasaya vermek suretiyle kısa sürede önemli büyüklüklere ulaşmalarının, yeni kurulan veya kurulması öngörülen dağıtım şirketleri açısından yasadışı ticaret teşvik edici bir unsur olduğu değerlendirilmektedir. |
|
Akaryakıt bayileri açısından olay değerlendirildiğinde, çok düşük net karların söz konusu olduğu sektörde bayiliğin ancak yüksek cirolar sağlanması durumunda karlılığın söz konusu olabileceği, 'beyaz bayraklı' diye tabir edilen bir dağıtım şirketine bağlı olmayan 3 bin civarındaki lisanssız bayiler hariç, lisansı 10 bin civarında bayi olmasının izah edilebilir ekonomik gerekçelerin olamayacağı düşünülmektedir. Tabi kaçak ya da katkılı akaryakıt satarak ticari faaliyete devam edilmesi, bu durumun gayrı yasal faaliyetin mevcudiyeti olarak açıklanabileceği mütalaa edilmektedir.
Akaryakıt üzerindeki aşırı vergi yükünün de bir sonucu olarak yaşanan ekonomik krizler sonucu gelirlerin reel olarak düşmesiyle birlikte nihai tüketicinin kriz öncesi tüketim alışkanlıklarından vazgeçememesinin bir sonucu olarak aynı ürünü daha ucuza alma isteği, kaçak akaryakıta talebin önemli nedenlerindendir.
16- Sınır Ticaretine İlişkin Olarak, Yöre İnsanının Akaryakıtı Gerek Mutad Depo Gerekse Sınırdan Yasadışı Biçimde Getirerek Piyasada satmayı Yasadışı Görmemesi, Yasal Ticaretin Bir unsuru Olarak Değerlendirmesi
1996 yılında mutad depo uygulaması ile sınır ticareti kapsamında motorin ithalatı biçiminde başlayan daha sonra değişik akaryakıt ürünleri ithalatı (fueil, oil, ham petrol, asfalt v.b.) ile uygulama alanı genişleyen yöresel ve bölgesel muafiyetlerin, bu ticaretin yapıldığı yörelerde yapılan ticaretin yasal ve olması gereken bir ticaret türü gibi algılandığı, bölge halkının büyük çoğunluğunun geçimini petrol kaçakçılığından temin ettiği, sınır ticareti kapsamında akaryakıt ithalinde kimi idari düzenlemeler veya kısıtlamalar söz konusu olduğunda, bu ticaretle uğraşanların hakkının elinden alındığı biçimde değerlendirildiği, hatta kimi durumlarda bu amaçla görevli kamu personelinin görevini yapmasına engel oluşturulmaya çalışıldığı, beyan veya beyan dışı, sınır kapılarından veya diğer yerlerden yurda sokulmaya çalışılan kaçak akaryakıtın yöre insanının günlük geçim kaynağı olarak değerlendirildiği, bölgede uzun yıllar süren terör olaylarının bir baskı unsuru olarak değerlendirildiği ve kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Oysa, tek düze bu ticaretin ülke ekonomisine yarar sağlamadığı gibi sınır ticareti yapılan bölgelerin gelişmesine katkı yapmadığı hatta engellediği, insanların üretme güdülerinin körelmesine neden olduğu, tarım ve hayvancılık sektörünün cazip hale |
|
getirilmesi ve ekonominin üretimin geliştirilmesi amacıyla yöresel ürünlerin üretilmesinin özendirilmesi, bu ürünlerin bölgede işlenmesinin sağlanması, katma değeri yüksek ürünlerin üretimine öncelik verilmesi gibi politikaların belirlenip uygulamaya konulması, bölge insanının sınır ticaretine bakışını değiştireceği düşünülmektedir.
17- Bölücü Terör İle İlişkilendirilmesi
Sınır ticareti kapsamında özellikle Habur üzerinde K.Irak ile yapılan ticaretten yararlanan kesimlerin başında terör örgütü geldiği bilinmektedir. Bu ticaretin bölücü terör örgütünün yurtiçi finansman kaynakları arasında önemli bir yer tuttuğu bilgisi alınmıştır. Irak'tan yapılan ham petrol alımına ilişkin taşıma ihalelerinde bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık ettikleri belirlenen kişilerin ortak olduğu firmaların ihaleye girdiği, bölgede ham petrol ve motorin kaçakçılığının genelde bölücü terör örgütü yandaşları veya bizatihi örgüt mensupları tarafından yapıldığı ve alınan istihbari bilgilere göre yılda 250-300 trilyon kadar örgüte maddi destek sağlandığı, örgütün mali kaynaklarının artması ve örgütün genişlemesinde bu ticaretin katkısı olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan örgüt mensupları özellikle İran sınırı geçişlerini, at sırtında yapılan akaryakıt kaçakçılığı ile iştigal eden yöre halkı ile birlikte veya halkın arasına katılarak yaparken, bir taraftan da bu ticaretten nemalandığı güvenlik güçlerinin Komisyonumuza yaptığı açıklamalardan anlaşılmıştır. Terör örgütünün bu ticaretten binek hayvanı başına haraç aldığı, sınır ihlali yapan yöre halkı ile terör örgütünü ayırmada güvenlik güçlerinin zorlandığı duyumu alınmıştır.
Terör örgütünün Irak sınırı geçişlerinde ise, örgütün Irak'ın kuzeyinde de faaliyet alanı bulmasıyla bağlantılı olduğu, Irak'a 1991 yılında yapılan müdahale sonrası Irak'ın kuzeyinde oluşan otorite boşluğunun terör örgütünün burada da konuşlanmasında etkili olduğu görülmektedir. Bunun sonucunda da, Irak'ın kuzeyinden ülkemize terör örgütünün eylem amaçlı geçişlerinin olduğu, ayrıca muhtelif silah, suikast silahı, muhimmat, terör örgütünün kullanımı için uydu destekli iletişim araçları gibi muhtelif malzemelerin sınır geçişlerinin bir kısmının Habur kapısından yapıldığı bilinen diğer hususlardandır. Bu geçişler de daha çok akaryakıt tankerlerin iç bölümlerinde ve zulalarında taşındığı yaşanan örnek olaylardan anlaşılmaktadır. |
|
AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ NEDENLERİ 2 BÖLÜM
|
18- Muhbir İkramiyesinin Yeterince Bilinmemesi
25 Haziran 1927 tarihli ve 1156 sayılı Kanuna Mugayir Tahakkuk ve tediye Muamelatını ihbar Edenlere İkramiye itasına Dair Kanunun 1 inci maddesinde, usulune uygun tahakkuk ettirilerek ödenen veya tediye emrine bağlanarak, ödenmesi gereken hale gelen bir masrafın kanunen istirdadı veya verilmemesi gerektiğini ihbar edenlere, ihbarlarının doğru çıkması halinde istirdat veya tevkif olunacak meblağın yüzde yirmisine kadar miktarın ikramiye olarak verilmesi öngörülmüştür.
Diğer taraftan, 4458 sayılı Gümrük Kanu'nun 233 üncü maddesinde, gümrük işlemlerinde muayene ve tahlilden önce cezayı gerektiren durumu meydana çıkarılmasına hizmet eden muhbirlere alınan para cezalarına %30 unu verileceği belirtilmiştir.
4926 sayılı Kaçakçılık Mücadele Kanununun 35 nci maddesi uyarınca, kaçağı haber verenler (muhbir) ile elkoyanlara (müsadir), kaçak eşya sahipli yakalanmışsa kıymetinin % 50' si, sahipsiz yakalanmışsa yüzde %25' inin mahkûmiyete ilişkin hükmün kesinleşmesini müteakip ödeneceği, dağıtılacak ikramiyenin yüzde ellisinin muhbirlere, yüzde ellisinin el koyanlara verileceği, ihbarsız yakalama olaylarında ikramiyenin tamamının el koyanlara ödeneceği, kaçakçılığı önleme, izleme ve soruşturmakla yükümlü olanlara muhbir ikramiyesinin ödenmeyeceği, bu madde gereğince el koyanlara verilecek ikramiyenin yıllık tutarının, (2000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımının otuz katını geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Bununla birlikte vergi kaçağının ihbar edilmesi durumunda ihbar ikramiyesi ödemesi yapılmaktadır. İHBAR İKRAMİYESİ, 31.12.1931 tarih ve 1993 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1905 sayılı Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Hakları ve Daimi Vergilerin Mektumati Muhbirlerine Verilecek İkramiye Hakkında Kanuna göre verilmektedir. Söz konusu bu Kanun'un 6. maddesinde;
|
|
Bina, arazi ve arsalardan tahrir harici kalanlar ile kazanç, hayvanlar, veraset ve intikal, muamele, dahili istihlak ve damga gibi daimi vergilerden yanlış beyanname vermek veya çift defter tutmak veya sair suretlerle ketmedilmiş olanları haber verenlere tahakkuk edecek vergi ve misil cezaları mecmuu üzerinden aşağıdaki nispetler dahilinde ikramiye verilir:
500 liraya kadar yüzde 15
5 000 liraya kadar, 500 liradan yukarı olan kısım için yüzde 30
15 000 liraya kadar, 5 000 liradan yukarı olan kısım için yüzde 20
15 000 liradan yukarı olan kısım için yüzde 10
Bu nispetlere göre hesap olunacak ikramiyenin üçte biri verginin kati surette tahakkukunda ve üçte ikisi verginin tahsili akabinde verilir.
Muhbirleri mevcut olup ta tahakkuk muamelesi henüz intaç edilmemiş olan bu kabil mektumların muhbirlerine dahi işbu maddenin hükümlerine göre ikramiye verilir.
Bilumum malmemurları ile tahrir ve tahmin heyetleri mensuplarına ve tahakkuk muamelesinde vazifedar olanlara ikramiye verilmez. Hükmünü ihtiva etmektedir. Aynı Kanun'un 7. maddesinde ise; Bu kanunun birinci ve altıncı maddelerinde yazılı mektumları zahire çıkarmakta emsali meyanında fevkalade hizmeti görülen varidat tahakkuk ve tetkik memurları bulundukları mahallin en büyük malmemurunun talebi ve Maliye Vekaletinin takdir ve tensibi ile misil zamları fazlalarından iki maaş baliğine kadar nakten taltif olunabilirler. hükmü ile ihbar sonucunda olayı ortaya çıkaracak gelir yada inceleme elemanlarına verilecek ikramiye konusunu açıklamıştır. Kanun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmiştir. Ayrıca bu Kanunun yürütülmesinde Maliye Bakanı yetkili kılmıştır.
Yolsuzlukların ortaya çıkarılmasında başvurulabilecek en önemli araçlardan biri olan muhbir ikramiyesine ilişkin olarak mevzuatımızda yer alan hükümler, yukarıda sayılanlardan |
|
oluşmaktadır. Bunlardan son ikisi halen uygulanmakta; ilgili mevzuatı yürürlükte olduğu halde, yasalara aykırı tahakkuk ve tediyelere ilişkin ikramiye ödenmesine ise, uygulamada rastlanmamaktadır.
19- Türk Kamu Yönetiminin Temel Sorunları
Kaçakçılıkla mücadele eden kurumların idari organizasyonları, örgütlenme biçimi, insan unsurları ve çalışma yöntemleri incelendiğinde, Türk kamu yönetiminin karakteristik özelliklerinin bu kurumlar için de geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Mücadeleci kurumların yasal zeminde her türlü yetkiye sahip olmak istek ve arzusunda oldukları görülmektedir. Hatta yasal olarak yetkisi olmadığı halde diğer bir kurumun görev sahasında yetki kullanmaya talip olan kurumların varlığı bilinmektedir. Kurumların kurumsal anlamda yetkiye yetkiye sahip olma istek ve arzusuna karşın, sorumluluğu üstlenme konusunda isteksizlik ve hatta zafiyet içerisinde oldukları görülmektedir.
Nitekim Komisyonumuzun kamu kuruluşlarından alınan brifingler ve saha çalışmaları sırasında taşra yöneticilerine ifadeleri ve sunumları bunu göstermektedir. Yine başta mücadeleci birimler olmak üzere ilgili diğer kuruluşlar tarafından sorumluluğun paylaşılmasında da sorunlar olduğu görülmektedir. Ortak sorumluluk ve buna bağlı hesap verilebilirlik gibi özellikleri kurumlar açısından öncelikli öneme sahip olmadı değerlendirilmektedir.
Yine, mücadeleci birimlerin kaçakçılık konusunda mücadele yöntemlerini klasik, alışılagelmiş, ast-üst ilişkisi içinde edinilen bilgilere dayalı olarak yürütüldüğü, kurumların insan kaynağı ve kalitesinin, bu mücadeleyi yürütmekte kurumlara gerekli desteği sağlamadığı değerlendirilmektedir.
Belirtilen bu hususlar, kaçakçılıkla mücadele açısından önem kazanmaktadır. Yurtdışı bağlantıda kaçakçılık olaylarında ve özellikle teknik bilgi ve birikim gerektiren akaryakıt kaçakçılığında mücadeleci kurumların belirtilen özellikleri, kaçakçılıkla iştigal eden ve yeni yöntemler üzerinde |
|
yoğun emek sarf eden suç örgütlerini işini kolaylaştırmaktadır. Bu durumda mücadeleci kurumlar, men görevini yerine getirmekten ziyade kaçakçılık yapıldıktan sonra bir şekilde haberdar olması durumunda, suç konusu eşyayı ve faillerini takip ve tahkik görevini yürütme üzerinde yoğunlaştıkları gözlemlenmiştir.
20- Kara Sınırlarımızın ve Karasularımızın Yeterince Denetlenememesi
Bir diğer husus da, kara sınırlarında fiziki güvenlik sistemi olmadığı, sınıra paralel güvenlik koridorunu henüz gerçekleştirilemediği bilinmektedir. Denizlerde ve kara sularda kontrol ve denetiminde eksiklikler olduğu görülmektedir. Denizlerimize ve karasularımıza hakim olunamaması, gerekli ve hızlı denetim ve kontrol mekanizmasının kurulamaması yapılan kaçakçılık eylemlerinin önlenememesinde önemli bir eksiklik olduğu anlaşılmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde denizler ve karasuları hale Cumhuriyetin ilk yıllarındaki biçimiyle korunmakta ve gözetlenmektedir. Belki yeterli kaynak ayıramamaktan, belki de gerek duyulmadığı için bu alanda bilişim teknolojisinin imkanlarından yararlanılmaktadır. Denizlerimizde SGK' na bağlı ekiplerce yapılan seyir niteliğindeki kontrollerle yetinilmektedir. Bu seyirlerde bir gözlem olması durumunda ilgili diğer kurumlara bilgi verilmekte, böylece kurumlararası iletişim sağlanmaktadır. Oysa karasularımıza giren bir geminin durmasa ya da yol kesmese dahi bizatihi seyir halinde olması bile kamu otoritesinin bilgisi dahilinde olması gerekir. Bu önce ulusal güvenlik açısından gereklidir. Sonra akaryakıt kaçakçılığı dahil her türlü kaçakçılığın men ve takibi için gereklidir. Tabi birde işin çevre boyutu vardır. Yasak, çevreye zararlı, biyolojik, kimyevi ve nükleer atıkların da karasularımıza bırakılması söz konusudur. Denizlerimizde zaman zaman bu nitelikte eylemler olabilmektedir. Bilindiği kadarıyla mülhasıran Boğazlar ve Marmara Denizi için Denizcilik Müsteşarlığının sorumluluğunda bir çalışma vardır. Ama bu çalışma yeterli değildir ve bütün denizlerimizi kapsaması gerekir. |
|
|
|