Künye
   Dosyalar
   İletişim
 

 
AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİ ÇEVRE VE İNSAN

AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİ ÇEVRE VE İNSAN

AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞININ EKONOMİ ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ

Akaryakıt kaçakçılığının etkilerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür.

 

A-   Ekonomiye Etkileri

 

1-) Akaryakıt kaçakçılığı yoluyla önemli miktarda gelir kaybına uğradığı bilinmektedir.

 

   Yıllık akaryakıt tüketiminin yaklaşık 34 milyon ton olduğu, Komisyonumuzca da ortaya konulan tespitler çerçevesinde bunun yaklaşık % 10' nun kaçak olarak tüketildiği, 2004 yılı için akaryakıt kaçakçılığından Devletin uğradığı toplam vergi kaybının 4,5 milyar USD civarında olduğu tahmin edilmektedir.

   

   Sınır ticareti kapsamında 1997-2002 yıllarına ilişkin Devletin uğradığı toplam vergi kaybının yaklaşık 8 katrilyon TL olduğu hesaplanmaktadır. Yine, sınır ticareti kapsamında motorin ithalatlarında vergilerin % 80' i tahsil edilmekte idi. Mutad depo kapsamında ise sadece KDV alınmaktadır. Maliye Bakanlığının verilerine göre, 1997-1999 yıllarında sınır ticareti kapsamında Devletin uğradığı vergi kaybı 3,4 milyon USD' dir. Bu vergi kaybı, belirtilen dönemde konsolide bütçe vergi gelirinin % 4'ü, bütçe açığının % 9' u ve ATV tahsilatının % 31' ini oluşturmaktadır.

   2-) Kaçakçılık kamu düzenini bozmaktadır. Akaryakıt kaçakçılığının boyutları, mali büyüklüğü, organize suç örgütleriyle ilişkisi ve uluslar arası boyutu dikkate alındığında, genelde ekonominin tümü, tüketici olarak araç kullanan ve akaryakıt satın alanlar, standart dışı kaçak ve katkılı akaryakıtın çevreye ve insan sağlığına verdiği zararlar gözönüne alındığında kamu düzenini bozucu etkisinin olduğunu kabul etmek gerekir.

3-) Akaryakıt kaçakçılığı haksız rekabete ve haksız kazanca yol açmakta ve ticari hayatı olumsuz yönde etkilemektedir. Kaçakçılık yapanlar, üzerinden ortalama % 400 vergi yükü olan bir malı vergisiz yurda sokabilmektedirler. Bunun sonucunda, piyasada vergili akaryakıt ile kaçak akaryakıt arasındaki fark, yani akaryakıt üzerindeki hazinenin haklı olan vergiler toplamı kadar değer, yasadışı ticareti yapan kaçakçılara transfer olmaktadır. Bu bir taraftan haksız zenginleşmeyi beraberinde getirirken diğer taraftan da yasal zeminde bu işi yapanlara karşı

 

haksız rekabet ortamı yaratmakta yüksek karlarla haksız ve sebepsiz zenginleşmeyi sağlamaktadırlar. Petrol piyasasını oluşturan aktör firmalar ve ortaklık yapıları incelendiğinde, kısa sayılabilecek sürelerde büyük sermaye birikimlerine ulaştıkları görülmektedir.

4-) Kaçakçılık sonucunda kaynağı belli olmayan paralar, akaryakıt ticareti sonucunda elde edilmiş gibi gösterilerek kendine yasal zemin bulmakta ve böylece yasadışı ve konusu suç teşkil eden eylemler sonucu elde edilen paralar aklanmaktadır.

5-) Komşu ülkelerin nerdeyse hepsinin petrol üretici ülke olması nedeniyle, ayrıca bölgede yaşanan savaş ve müdahaleler sonucu yeni bir şekil alan sınır ticareti, olağan çizgilerinin dışına taşarak önemli ekonomik büyüklüklere ulaşmıştır. Bu şekilde yapılan ticaretin yapısına bakıldığında genelde ülkemiz aleyhine işlediği, ihracatın ithalata göre çok düşük seviyelerde kaldığı görülmektedir. Bunun değişik nedenleri olmakla birlikte, ithalatta sınır ticaretinden kaynaklanan vergisel muafiyetler veya indirimlerin önemli olduğu, diğer taraftan sınır ticareti kapsamında yapılan ihracatın ise, normal ihracatta

Uygulanan teşvik enstrümanlarını içermediği görülecektir. Bu durum karşısında dış ticaret dengesi, genelde ülkemiz aleyhine bir seyir izlediği görülecektir.

6-) Sınır ticareti yapan illerin ihtiyacı olarak ithal edilen ve sınır ticaretinin tanımı gereği bu bölgelerde tüketilmesi gereken akaryakıtın bölgede kalmadığı ve yurt çapına yayıldığı bilinmektedir. Bir anlamda bölgesel veya yerel muafiyet uygulamalarının etkileri o bölgeyle sınırlı kalmamakta bütün ülke çapına etkili olduğu görülmektedir.

7-) Sınır ticaretinden bölge halkının yararlanması amaçlanmakta ve petrol ürünleri ithaline izin verilen illerimizde yetki belgelerinin tabana yayılmaya çalışıldığı görülmekle birlikte, bölge dışından gelen kimi büyük şirketlerin, yetki belgesi sahibi kişileri maddi açıdan ikna ettikleri, bu kişiler tarafından ithal edilmiş görünen petrol ürünlerinin belirtilen şirketler tarafından toplandığı ve kapsam dışı illere çıkarılarak ülke genelinde piyasaya verildiği de bilinen bir başka gerçektir. Bunun üzerine BKK'yla yetki belgelerinin devri yasaklanmış olmakla birlikte bu kapsamda getirilen akaryakıtın daha sonra belirli ellerde toplanmasını önleyememiştir.

 


8-) Sınır ticareti yoluyla ülkemize sokulan akaryakıt, haksız rekabeti ve piyasa dengelerinin bozulmasına yol açmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de akaryakıt ticaretiyle uğraşan firmaların belli özelliklere sahip olmaları istenmektedir. Oysa ki, sınır ticaretinin yaygınlaşmasından sonra, yüzlerce kişi / firma akaryakıt ithal edip yurt içinde pazarlayabilme hakkına kavuşmuştur. Böylece hiçbir yatırım yapmadan, hiçbir sorumluluk taşımadan, ticaretini yaptığı ürünü tanımadan ve özelliklerini bilmeden devletin almaktan vazgeçtiği milyarlarca USD tutarındaki gelir bölüşümünden sözedilmektedir. Bu durumda, dağıtım şirketlerinin satışları düşmekte, marka ve firma garantilerini de anlamsız hale getirmektedir.

 

9-) Sınır ticareti kapsamında petrol ithalatı, bölgeye yakınlık nedeniyle Batman ve Kırıkkale Rafinerilerinin satışları azalmakta ve artan stoklar nedeniyle kapasite kullanımları düşmekte olduğu bilgisi alınmıştır. Bu durum üretimi olumsuz etkilerken sabit giderler üretim maliyetini artırdığı öğrenilmiştir.

 

B-   Bölücü Terör Örgütleri ve Bölge Siyaseti Üzerindeki Etkileri

 

1984 yılında başlayan bölücü terör örgütünün gerek finansmanında gerekse sınır geçişlerinde yasadışı akaryakıt ticareti ile, sınır ticareti önemli yer tutmaktadır. Özellikle Habur üzerinde Irak ile yapılan ticaretten yaralanan kesimlerin başında terör örgütü gelmektedir. Örgüt mensupları İran, Irak ve Suriye hattından sınır geçişlerini, at sırtında yapılan akaryakıt kaçakçılığı ile iştigal eden yöre halkı arasında yaparken bir taraftan da bu ticaretten ne mallandığı güvenlik güçlerinin Komisyonumuza yaptığı açıklamalardan anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, aynı zamanda bu şekilde geçişler, terör örgütü için güvenli geçiş noktaları bulmak anlamına geldiği bilinmektedir.

 

   Sınır ticareti, terör örgütünün en yoğun eylem yaptığı dönemle kesişen Irak'a yapılan ilk müdahale süreci ile gerek yöre halkını teröre bulaşmaması gerekse Irak'ın kuzeyinde oluşan yeni fiili durumun siyasi ve hukuki bir zemine dayanması için bir anlamda finansmanının koalisyon güçleri ve ülkemiz açısından gerekli olduğu değerlendirmesi ile teşvik

 

edilmiş ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslar arası anlaşmalar karşısında yayımlanmayan BKK kararlarıyla yürütülen bir uygulama halini almıştır. Bu durumun 2003 yılına kadar devam etmesi sonucunda, Habur'un karşısında yer alan İbrahim Halil Gümrük Kapısından yıllık ortalama 500 milyon gelir elde eden K.Irak'taki etnik oluşum, bu gelirle hem bölgesel idarilerini ekonomik ve siyasal anlamda güçlendirmiş, hem Irak'ın kuzeyi için muhatap olarak kabul edilmiş, hem de Irak'a yapılan ikinci müdahale sonrasında yeni dönemde Irak'ın yönetimine talip olan kuzeyde yerleşik etnik oluşumuna yaşamsal destek sağlanmıştır.

 

   1991 yılında yapılan müdahale sonucunda, Kuzey Irak'ta bölgesel otonom idare oluşturan iki etnik grubun gelir kaynaklarından birisi de, Irak-Türkiye arasında yük taşıyan  Türk plakalı araçlara mutad depo (araç üstü depo dahil) kapsamında verilen motorinin satışından temin edilen kaynaktır. Alınan bilgilere göre Kuzey Irak'ta 'ASYA' isimli şirket üzerinden Türk plakalı araçlara motorin satıldığı, sadece ham petrol taşınan dönemde satılan motorin miktarının 11 milyon varil olduğu görülmektedir. Belirtilen şirketin ortaklarından birinin Habur'un karşısındaki İbrahim Halil Gümrük Kapısını da kontrol eden KDP liderinin kardeşi N. Barzani ile Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in oğlu Uday'ın olması dikkat çekicidir. Kuzeydeki oluşumun hem Türkiye, hem Saddam Hüseyin yönetim hem de müdahaleyi   yapan  koalisyon  güçlerince desteklenmesi dikkate değer bir durumdur.

 

   Bir taraftan ekonomik ve diğer yönlerden desteklenen Kuzey Irak'taki etnik oluşuma karşın, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde 1984 yılından beri süregelen bölücü terörün Irak'ın kuzeyinde de faaliyet alanı bulduğu, 1. Körfez Savaşı sonrası burada oluşan otorite boşluğunun bunda önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Bunun sonucunda da Irak'ın kuzeyinden ülkemize terör örgütünün eylem amaçlı geçişlerinin olduğu, ayrıca muhtelif silah, suikast silahı, muhimmat, terör örgütünün kullanımı için uydu destekli iletişim araçları gibi muhtelif malzemelerin sınırı geçişlerinin bir kısmının Habur kapısından yapıldığı bilinen diğer hususlardandır. Bu geçişler de daha çok akaryakıt tankerlerin iç bölümlerinde ve zulaların da taşındığı tespit edilen örnek olaylar bize göstermektedir.

 


C-Tüketiciye Etkileri

 

Esasen kaçak ya da standart dışı veya katkılı akaryakıttan, devletin gördüğü zarar yanında tüketici de zarar görmektedir. Kalitesini bilmediği yakıttan dolayı araçları tahrip olmakta, can ve mal emniyeti tehlikeye düşmektedir. Kalitenin düşük olması ve başka ürünlerin de katılması sonucu, yakıtın bozulan özellikleri nedeniyle çevre kirliliğine neden olan emisyonlarının fazlalaştığı bilinmektedir. Yapılan laboratuar testleri sonucunda, özellikle motorinin yürürlükte olan zorunlu standarda uymadığı, oda sıcaklığında parlayan, çabuk donan, yüksek oranda kükürt içeren özellikler taşıdığı tespit edilmiştir. Ayrıca, bazyağ, madeni yağ ve motor yağı adı altında yurda sokulan bir takım petrol ürünlerinin de motorine katılarak özelliklerini bozduğu da yine yapılan analizlerle belirlenmiştir.

 

Kaçak veya standart dışı akaryakıtı lisanslı akaryakıt bayilerinde alan ve araçlarında kullanan tüketiciyi değişik yönlerden etkimektedir. Her şeyden önce, tüketici standartlara uygun akaryakıt aldığını düşünmekle birlikte gerçekte ödediği bedelin karşılığını alamamakta ve bir anlamda kandırılmaktadır. Aracına konulan standart dışı katkılı akaryakıtın kullanılması sonucu, aracının performansı etkilenmekte, buna bağlı olarak başta motor aksamı olmak üzere araca kalıcı zararlar verebilmektedir. Bu tür akaryakıtın düşük sıcakta alevlenme özelliği nedeniyle, aracın beklenmedik biçimde yanmasına neden olabilmektedir. Ayrıca, özellikle solvent ve türevlerinin katılmasıyla üretilen akaryakıtın yanması daha kolay olduğu ve uçucu niteliğe sahip olması nedeniyle de alınan katkılı

 

akaryakıtın kolay tükendiği konunun uzmanlarınca ifade edilmektedir.

 

Ancak çoğunlukla kaçak ya da standart dışı veya katkılı akaryakıtın bilerek kullanılması söz konusu olmaktadır. Bu tür akaryakıtın düşük maliyeti nedeniyle, araca ve sürücünün bütçesine kalıcı zararlar vermesi göz ardı edilebilmekte, kısa vadede akaryakıtın birim maliyetinin olabildiğince düşük seviyede temin edilmesi öne geçmekte ve tüketici açısından talep edilebilir bir ürün olabilmektedir. Bu tür akaryakıtın ülke içinde kolaylıkla alıcı bulmasının, tüketicilerin ve ürünü arz edenlerin piyasada kolaylıkla ulaşabilmesi diğer nedenleri yanında tüketici eğilimlerinin yönüylede ilgili olduğu değerlendirilmektedir.

 

D- Çevreye Etkileri

 

   Dünya ülkeleri son yıllarda çevre sorununa karşı sürekli duyarlılık göstermiştir. İçinde yaşadığımız dünya sürekli olarak küresel ısınma sonucuyla karşı karşıya kalmıştır. Nitekim bu sorunun üstesinden gelebilmek amacıyla Japonya'nın Kyoto kentinde 1997 yılı Nisan ayında 140 ülke tarafından onaylanan Kyoto Sözleşmesi olarak da bilinen Uluslar arası Kyoto İklim Sözleşmesi en son 16.02.2005 tarihinde Rusya'nın da sözleşmeye imza atması nedeniyle resmen yürürlüğe girmiştir.

 

   Ülkemiz henüz taraf olmadığı ancak Avrupa Birliği sürecinde imzalamak durumunda kalacağı Kyoto Sözleşmesi başta petrol olmak üzere atmosferdeki karbondioksit oranını artıran fosil enerji kaynaklarından sınırlandırma getirmektedir.

 


Petrol kirliliğinin neden olduğu çevresel etkiden dolayı dünya ülkeleri, teknolojinin gerilemesi pahasına da olsa bu sözleşmeyi uygulamada büyük bir kararlılık içindedirler.

 

   Ucuz olması nedeniyle gerek alıcısına ve gerekse satıcısına başlangıçta fayda sağladığı düşünülen hileli, standart dışı ve kaçak akaryakıt nihayetinde insan sağlığına ciddi manada birer tehdit oluşturmaktadır. Kaçak ya da katkılı akaryakıtın kullanılması sonucu, ileri derecedeki kirlilikler sera etkisi yaratarak küresel ısınmaya, asit yağmurlarına, ozon tabakasının delinmesine sebep olmaktadır.

 

   Nitekim Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Komisyonumuza sunulan bilgilerden anlaşıldığı üzere, kaçak, standart dışı ve akaryakıt yurda sokulması ve kullanılmasının çevre sağlığına değişik yönlerden etkilerinin olduğu görülmektedir.

 

1-   Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Emisyonların Hava Kirliliğine Katkısı ve Toplum Sağlığına Etkileri

 

Konutlar ve endüstri gibi emisyon kaynaklarından ileri gelen hava kirliliğinin yanı sıra motorlu taşıtlardan(otomobil, minibüs, ağır vasıta) kaynaklanan egzoz kirliliği nüfus ve trafiğin yoğun olarak yaşadığı büyük kente merkezlerinde önemli bir sorun olduğu görülmektedir. Yapılan araştırmalara göre;

 

   * Karbon monoksit (CO) emisyonlarının yaklaşık %80'inden,

   * Azot oksit (NOx) emisyonlarının %60'ından,

   * Hidrokarbon (HC) emisyonlarının yaklaşık %50'sinden,

   * Şehir bazında kurşun emisyonlarının %100'ünden,

motorlu taşıtlar sorunludur.

 

 

2-   Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği Bileşenleri

 

Fosil yakıt yakan tesis ve düzenekler içinde kullanılan yakıtın içerdiği kimyasal enerji en düşük verimle mekanik enerjiye dönüştürebilen aygır içten yanmalı motorlardır. Bunun sonucunda motorlu taşıtlarda bol miktarda yanmamış petrol buharı egzoz gazları ile birlikte atmosfere atılmaktadır. Egzoz kaynaklı kirleticiler yanmamış hidrokarbonlar (HC), karbon monoksit (CO), azot oksitler (NOx), benzin oktanını yükseltmek için ve vuruntuya karşı kullanılan kurşun tetra etil, aldehitler, ketonfenoller, asitler, eterler, epoksitler, peroksitler ve diğer oksitlerdir.

 

Yanma ürünleriyle hava/yakıt karışımı arasındaki ilişki egzoz emisyonları için önemlidir. İyi bir hava/yakıt karışımında yanmamış hidrokarbon ve karbonmonoksit değerleri düşük çıkmaktadır. Buna karşın kötü hava/yakıt karışımında ise NOx dönüşüm verimi düşmektedir. Egzoz emisyonlarındaki değişimler aracın hızına bağlıdır. Motor hızı arttığında egzoz gazındaki (HC) konsantrasyonlarında azalma meydana gelmektedir.

 

Motorlu kara taşıtlarda atık gaz çıkışları yer seviyesine çok yakındır. Bu nedenle atmosfere gaz emisyonu yayan diğer kirletici kaynaklara göre daha büyük zararlara yol açmaktadırlar. Bu emisyonlar solunum yollarında ve kanda çeşitli rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

 

a-) Kurşun Bileşikleri

 

Benzinli motorlarda vuruntuya karşı direnci sağlamak amacı ile kullanılan kurşun tetra etil yakıtta katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Yanma sonucunda benzinde bulunan kurşunun %50 -75'i ince toz partikülleri olarak atmosfere salınmaktadır.

 


Bir litre benzine ortalama 200-600 mg kurşun ilave edilmektedir. 100 km' de 10 litre benzin yakan bir araç, bu mesafede 2-3 g kurşunu havaya iletmektedir.

 

   Dünya Sağlık Teşkilatının toplam nüfusun % 98' ini kanındaki kurşun konsantrasyonunun 20 g / 100 ml'den az olması gerektiğini ölçü olarak kabul etmektedir.

 

Egzoz gazında oluşan kurşun bileşikleri doku, kan dolaşımı ve sinir sisteminde tahribat yaratmaktadır. Kurşun insan bünyesinde solunum yollarıyla havadan veya yiyeceklerle alınmaktadır. İnsan bünyesindeki enzimler için zehirlidir. Kandaki hemoglobin üretimini olumsuz olarak etkileyerek kansızlığa neden olmaktadır. Taşıtlardan kaynaklanan kurşun emisyonları, özellikle sokaklarda çalışan insanlar, otobüs şöförleri ve sokakta oynayan çocukların kanında erişkinlere kıyasla daha yüksek konsantrasyonlara ulaşabilmektedir.

 

AT Direktiflerle tanımlanan kurşun sınır değerleri:

* Kurşunlu benzinde en çok 0.40 gr Pb / lt; en az 0.15 gr Pb / lt.

   * Kurşunsuz benzinde en çok 0.005 gr Pb / lt.

Olarak belirlenmiştir.

 

b) Hidrokarbonlar

 

   Yakıtın tam yanmaması ve benzinin depodan çıkışı veya dolum sırasında buharlaşma ile ortaya çıkarlar. Bazı hidrokarbonlar mukozada tahrişe yol açar, bazıları ise kanserojendir. Hidrokarbonlar, azotoksit ve güneş ışığı etkisiyle ozon oluşumuna neden olurlar.

   

Hidrokarbonlar, hava sıcaklığının yüksek olduğu zamanlarda ve gün ışığının Etkisiyle azotoksitle reaksiyona girerek yer seviyesinde ozon oluşumuna neden olurlar.  Yer seviyesinde ozon oluşması, birçok sağlık problemine madde bozulmalarına, canlı ve bitki örtüsünde zararlara sebebiyet vermektedir.

 

c) Azotoksitler ( NOx)

 

   Kokusuz ve renksiz bir gaz olan azotoksitler tüm fosil yakıtların yanmasında ortama verilmektedir. Belirli bir sıcaklıkta atmosferik azot ve oksijenden oluşabilir. Atmosfere atıldıktan sonra havanın oksijeni ile birleşip sağlığa son derece zararlı olan azotdioksitleri oluşturur.

 

Taşıtlarda motor içindeki yüksek sıcaklık

 

neden ile oksijen ve azotun birleşmesi ile ortaya çıkar. Azotoksit konsantrasyonları hızlanma ve seyir esnasında en yüksek değere ulaşmaktadır. Düşük hava / yakıt karışımlarında oksijen miktarı az, sıcaklık düşüktür. Bunun sonucu olarak azotoksit ( NOx ) konsantrasyonu da düşüktür. Eğer oran artarsa sıcaklıkla beraber azotoksit konsantrasyonları da artar.

 

d) Karbon monoksit ( CO )

 

   Renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz olan karbon monoksit (CO) motorlu taşıtlarda kullanılan yakıtın eksik yanması sonucu oluşmaktadır. Özellikle benzinli araçlarda motor rölantide çalışırken oluşur. Atmosferde kendiliğinden havanın oksijeni ile birleşerek karbondioksite dönüşür.

 

   Havadaki oranı binde üç sınır değerine eriştiğinde öldürücüdür. Kapalı bir ortamda çalışan bir otomobilin egzozundan çıkan karbonmonoksit orada bulunanlar için öldürücüdür. Karbonmonoksit kanda oksijeni bağlayan ve dokulara taşıyan hemoglobin ile kalıcı bileşikler oluşturur. Bunun sonucunda artışı, oksijen azalmasından kaynaklanan yorulma, çalışma veriminin düşmesi, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı hatta ölümle sonuçlanır.

 

e) Karbondioksit (CO2)

 

   Taşıtlardan kaynaklanan gaz emisyonları içinde en zararsızlarından biri olarak görülmekte ise de global ölçekte atmosferde Karbondioksitin sürekli olarak artması iklim değişikliğine sebep olmaktadır.

 

f) Kükürtdioksit (SO2)

 

   Egzoz gazlarında bulunan partiküllerle beraber etksi güçlenerek, solunum yollarında tahribata ve gözlerde yanmalara neden olmaktadır.

 

g) Katı Parçacıklar

 

   Küçük boyutlu partiküller nefes alındığında derinlere gider ve birikerek solunum yolu ile akciğere kadar giderek orada yerleşerek hücre yapısında deformasyona neden olurlar.

 

   Egzoz emisyonunun bileşimi dizel ve benzin motorlarında farklıdır. Herhangi bir önlem alınmamış dizel motoru benzin motoruna kıyasla daha az çevre kirliliği yaratmaktadır. Ancak gerekli önlemler alındığında çevre kirliliği benzin motorlarında daha etkili bir şekilde azatılabilmektedir.

 

 


Bir litre benzine ortalama 200-600 mg kurşun ilave edilmektedir. 100 km' de 10 litre benzin yakan bir araç, bu mesafede 2-3 g kurşunu havaya iletmektedir.

   Dünya Sağlık Teşkilatının toplam nüfusun % 98' ini kanındaki kurşun konsantrasyonunun 20 g / 100 ml'den az olması gerektiğini ölçü olarak kabul etmektedir.

 

Egzoz gazında oluşan kurşun bileşikleri doku, kan dolaşımı ve sinir sisteminde tahribat yaratmaktadır. Kurşun insan bünyesinde solunum yollarıyla havadan veya yiyeceklerle alınmaktadır. İnsan bünyesindeki enzimler için zehirlidir. Kandaki hemoglobin üretimini olumsuz olarak etkileyerek kansızlığa neden olmaktadır. Taşıtlardan kaynaklanan kurşun emisyonları, özellikle sokaklarda çalışan insanlar, otobüs şöförleri ve sokakta oynayan çocukların kanında erişkinlere kıyasla daha yüksek konsantrasyonlara ulaşabilmektedir.

 

AT Direktiflerle tanımlanan kurşun sınır değerleri:

* Kurşunlu benzinde en çok 0.40 gr Pb / lt; en az 0.15 gr Pb / lt.

   * Kurşunsuz benzinde en çok 0.005 gr Pb / lt.

Olarak belirlenmiştir.

 

b) Hidrokarbonlar

 

   Yakıtın tam yanmaması ve benzinin depodan çıkışı veya dolum sırasında buharlaşma ile ortaya çıkarlar. Bazı hidrokarbonlar mukozada tahrişe yol açar, bazıları ise kanserojendir. Hidrokarbonlar, azotoksit ve güneş ışığı etkisiyle ozon oluşumuna neden olurlar.

   

Hidrokarbonlar, hava sıcaklığının yüksek olduğu zamanlarda ve gün ışığının Etkisiyle azotoksitle reaksiyona girerek yer seviyesinde ozon oluşumuna neden olurlar.  Yer seviyesinde ozon oluşması, birçok sağlık problemine madde bozulmalarına, canlı ve bitki örtüsünde zararlara sebebiyet vermektedir.

 

c) Azotoksitler ( NOx)

 

   Kokusuz ve renksiz bir gaz olan azotoksitler tüm fosil yakıtların yanmasında ortama verilmektedir. Belirli bir sıcaklıkta atmosferik azot ve oksijenden oluşabilir. Atmosfere atıldıktan sonra havanın oksijeni ile birleşip sağlığa son derece zararlı olan azotdioksitleri oluşturur.

 

Taşıtlarda motor içindeki yüksek sıcaklık

 

neden ile oksijen ve azotun birleşmesi ile ortaya çıkar. Azotoksit konsantrasyonları hızlanma ve seyir esnasında en yüksek değere ulaşmaktadır. Düşük hava / yakıt karışımlarında oksijen miktarı az, sıcaklık düşüktür. Bunun sonucu olarak azotoksit ( NOx ) konsantrasyonu da düşüktür. Eğer oran artarsa sıcaklıkla beraber azotoksit konsantrasyonları da artar.

 

d) Karbon monoksit ( CO )

 

   Renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz olan karbon monoksit (CO) motorlu taşıtlarda kullanılan yakıtın eksik yanması sonucu oluşmaktadır. Özellikle benzinli araçlarda motor rölantide çalışırken oluşur. Atmosferde kendiliğinden havanın oksijeni ile birleşerek karbondioksite dönüşür.

 

   Havadaki oranı binde üç sınır değerine eriştiğinde öldürücüdür. Kapalı bir ortamda çalışan bir otomobilin egzozundan çıkan karbonmonoksit orada bulunanlar için öldürücüdür. Karbonmonoksit kanda oksijeni bağlayan ve dokulara taşıyan hemoglobin ile kalıcı bileşikler oluşturur. Bunun sonucunda artışı, oksijen azalmasından kaynaklanan yorulma, çalışma veriminin düşmesi, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı hatta ölümle sonuçlanır.

 

e) Karbondioksit (CO2)

 

   Taşıtlardan kaynaklanan gaz emisyonları içinde en zararsızlarından biri olarak görülmekte ise de global ölçekte atmosferde Karbondioksitin sürekli olarak artması iklim değişikliğine sebep olmaktadır.

 

f) Kükürtdioksit (SO2)

 

   Egzoz gazlarında bulunan partiküllerle beraber etksi güçlenerek, solunum yollarında tahribata ve gözlerde yanmalara neden olmaktadır.

 

g) Katı Parçacıklar

 

   Küçük boyutlu partiküller nefes alındığında derinlere gider ve birikerek solunum yolu ile akciğere kadar giderek orada yerleşerek hücre yapısında deformasyona neden olurlar.

 

   Egzoz emisyonunun bileşimi dizel ve benzin motorlarında farklıdır. Herhangi bir önlem alınmamış dizel motoru benzin motoruna kıyasla daha az çevre kirliliği yaratmaktadır. Ancak gerekli önlemler alındığında çevre kirliliği benzin motorlarında daha etkili bir şekilde azatılabilmektedir.

 


Bu nedenle taşıtlardaki çevre kirliliği önleme çalışmaları daha çok benzin motorlu araçlarda yoğunlaştırılmıştır. Dizel motorların çalışma prensibi benzinli motorlardan farklıdır. Bu motorlarda yakıt sıkıştırılmış ve sıcaklığı yükselmiş havanın içine püskürtülür ve böylece kendiliğinden ateşlemesi sağlanır.

 

   Dizel motorları yarı yükte (örneğin kent içi trafiğinde) daha az yakıt harcamakta; bunun sonucunda daha az CO, NOx ve HC açığa çıkartırken daha fazla SO2 emisyonu yayılmaktadır. Dizel araçlarda NOx seviyesinin daha yüksek olması sebebiyle dizel emisyonların duman katkısı fazla olmaktadır. Dizel motorlarda çalışma koşullarına göre siyah, gri-beyaz, mavi duman olmak üzere üç tür duman yayılır.

 

   Siyah duman, tam yanmamış yakıt zerrelerinin meydana getirdiği bir aerosoldür. Yanma odasına normalden fazla yakıt sevkedilmesi sonucunda oluşur. Gri-beyaz duman, tam yanma artığı maddelerin meydana getirdiği nem oranı yüksek bir aerosoldür. Mavi duman ise yanmamış yakıt ve yağ karışımı olup, motorun bakıma ihtiyacını gösterir.

 

   Benzinli araçlar dizel motorlu araçlara göre çevreye daha fazla zarar vermektedir. Benzinli motorlardan daha fazla CO, HC emisyonu yayılmaktadır. Ancak, bu emisyonların bertarafı için benzin motorlu araçlarda dizellere göre daha fazla kontrol teknolojileri mevcuttur. Zararlı emisyonlar yakıtın eksik yanması tam yanmaması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Oysaki motorda tam yanma sağlandığında egzozdan zararlı olmayan CO2 ve su çıkmaktadır. Tam yanmayı temin etmek için CO ve NOx' lerin yok edilmesi gerekmektedir. Bunun için bu emisyonların katalitik etki altında ya oluşmasına engel olmak ya da oluştuktan sonra zehirsiz hale getirmek gerekmektedir.

 

   Benzinli motorlarda kullanılan katalitik konvertörler zararlı egzoz emisyonlarını %90 oranında temizleyebilmektedir.

 

E- İnsan Sağlığına Etkileri

 

   Kaçak, standart dışı ve katkılı akaryakıt  yurda sokulması ve kullanılmasının insan sağlığına değişik yönlerden etkilerinin olduğu görülmektedir.

 

   Standartlara uygun olmayan akaryakıtın kullanımı sonrası, egzozdan atılan gazlar; karbonmonoksit, karbondioksit, kükürt, kurşun ve bir çok zehirli maddeleri içermekte olup, hava kirliliği, su

 

kirliliği, toprak kirliliği ve asit yağmurlarına neden olabilmektedir. Hava kirliliği özellikle büyük şehirlerde ve diğer yerleşim birimlerinde insan ve çevre sağlığına tehdit etmektedir. Havayı kirleten kaynakların başında benzin veya mazotla çalışan araçlar gelmektedir.

 

   Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerinde etkisi, egzoz borularından çıkan gazlarda bulunan pirine, birbenzol halkasının bağlanmasından meydana gelen 3.4 benzopiren ve 1.2 benzantrasenin kanserojen maddeler olduğu, son senelerde bronş kanserinin artması sigara dumanına atfedilmekte ise de, bronş kanserinin şehirlerde köylerden daha fazla oranda görülmesi, şehirlerdeki başka faktörlerin, örneğin egzoz gazlarının da tesiri olduğu düşündürmektedir.

 

   Karbonmonoksidin solunması, kandaki hemoglaminin karbonmonoksitle, tercihli olarak bir kompleks (COHB=karboksi hemoglobin) yapıp dokulara oksijen sevkini engellemesi ile kendini göstermektedir. Karbonmonoksit hemoglobinin, ayrıca dokulara ulaşabilen oksijeninde hücrelerde serbest hale gelmesini engellediği belirlenmiştir. Hava içinde oksijen varlığının en az 1/200 - 1/250 kadarı CO derişimine ulaştığında karbonmonoksit hemoglobini tamamen bağladığı bilinmektedir. Bu da yaklaşık olarak 750-1000 ppm CO içeren havanın öldürücü olduğu belirlenmiştir.

 

   Kükürtlü gazların ise ne çok malzemeye ve bitkilere zarar verdiği, yağlı boyların kuruma süresini artırdığı ve boyanın ömrünü azalttığı bilinmektedir. Metal yüzeylerinin korozyonla aşınmasına yol açar, mermer ve sıva gibi yapı malzemelerini kısa sürede tahrip etmekte, ayrıca bu kirleticiler atmosferde reaksiyona girerek ve birleşikler oluşturarak insan ve çevre sağlığını tehdit eden asit yağmurlarına da neden olabilmektedir. Kükürtdioksidin diğer kirleticiler ile birlikte solunum yolu rahatsızlıklarına neden olduğu, özellikle akciğer yetmezliği ve solunum sistemleri hastaları için öldürücü olabildiği görülmektedir.

 

   Bütün bunlara ilave olarak, metalik kirlenmeler konveksiyon rüzgar ve sular vasıtasıyla bir yerden başka bir yere sürüklenmekte, yer yüzüne inen toksik metal bileşikleri nehir, yağmur ve kar sularıyla yer yüzü sularına ulaştırıldığı gibi yağmur ve kar sularıyla topraktan sızmak suretiyle eser oranında da olsa yer altı sularına da karışabilmektedir. Standartlara uygun olmayan akaryakıtın alev alma sıcaklığının düşük olması ise bu akaryakıtı kullanan araçlarda yangın ve kazalara neden olduğu bilinmektedir.

 



 


El Ele Temiz Türkiye ! ©