Künye
   Dosyalar
   İletişim
 

 
AKARYAKIT, KOKAR YAKIT OLMASIN

AKARYAKIT, KOKAR YAKIT OLMASIN

Vahit KİLER

Yolsuzluk kelimesi yaklaşık 20 sene öncesine kadar sadece, “yolu olmamak” anlamında kullanılırdı.80 sonrası bazı iktidarlar, sergiledikleri tutumlarla, icraatlarıyla, önce siyasi literatüre sonra da halk diline yolsuzluğu, “kamusal kazançları, kendi çıkarına göre uygulayan” olarak tanımlamış oldu. Bu tanım gittikçe olağanlaştı, sıradanlaştı ve içinden çıkılmaz bu durum, sosyal patlama, toplumsal düzlemde haksızlık olarak ve daha da ötesi, ayrıcalığı hak sayma şeklinde bir yöntemi kural sayar oldu. İçeriği kuralsızlık olan bu yeni kural anlayışı; sosyal, kültürel,  eğitsel alanda ve hizmet alanında da sektörel bazda bazı dudak uçuklatan resimlere konu teşkil etti. Bu resimler, şeker kaçakçılığı, tarihi eser kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı, cep telefonu başta olmak üzere elektronik eşya kaçakçılığı, sigara kaçakçılığı platformunda  çekilir oldu. Yıllık 15 milyar dolarlık bir pazara sahip sigara tiryakiliğinin, kaçak pazarında ne kadarlık bir yer tuttuğunu tahmin edebilirsiniz.Keza, yıllık miktarı yaklaşık 3 milyar dolar olan cep telefonu kaçakçılığının da, ne tip tehlikeleri daha, günlük haberlere sokabileceği ihtimali, Emniyet kayıtlarında yer alan rakamlarla örtüşmektedir. İnsanımızın günlük kullanımında büyük yer tutan sigara gibi, cep telefonu gibi kalemlerin, tüketici bilinci ve denetim organlarının sıkı takibiyle son bulacağı kanaatindeyiz. Akaryakıt kaçakçılığı da son yıllarda bu anlamda Türkiyemiz’in gündemine girmiş, yer tutmuştur. 2004 yılının son günlerinde elime geçen bir araştırma sonucu, 1996-2003 yılları arasında, araç sayısı ile akaryakıt tüketiminin birbirine orantılı olmadığını gösteriyordu. Araştırma, araç sayısı artarken, akaryakıt tüketimi artış oranının çok daha alt düzeyde kaldığını iddia ediyordu.Oysa ki, en küçük bir matematik hesabı bile, bu tip artışların oransal değerde uyum sağlayacağı sonucunu sunar bize. Araştırma iddialarının kayda değer olduğunu düşünerek, kendimiz de bir araştırma içine girdik.Gördük ki, kişisel araştırmamız, hukuki bir zemine oturmadan ve Meclis desteği olmadan, işlevsel bir anlam taşımayacak.Bu amaçla 2005 yılı Şubat’ında, akaryakıt kaçakçılığının başta ekonomi olmak üzere, çevre ve insan sağlığına verdiği zararların araştırılmasına yönelik bir komisyonun kurulması için çalışma başlattık.Başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, Ak Parti Grubu’na mensup tüm Milletvekilleri önergemizi destekledi ve komisyonumuz kuruldu.4 aylık çalışma süresi, son derece yoğun ve verimli geçti. Komisyonumuz’un belgeye dayalı tespitleri uyarınca, kaçağın Devletimiz’e ve milletimize yüklediği miktar; nelerin, ne yollarla bizlerden kaçırıldığını serdi gözler önüne.Gizli ortaklıklarla işin içine girmiş olanların eliyle yapılan bedelsiz satışlar, “iş bitiricilere” tanınan imtiyazlar, işin odağına oturup, adeta “verenden beş akçe, vermeyenden döve döve on akçe alan” ve dolayısıyla söz konusu işlerin içine mafyöz  kimliklerini iliştiren siyasiler, kendilerine ikinci, üçüncü maaş bağlatmış  devletin, milletin hakkını korumakla mükellef üst düzey bürokratlar, payını alan memurlar...Komisyonumuz, yukarıda zikrettiğim bu durumları tespit ederek ulaştı sonuca. Komisyonumuz’un tespit ettiği kaçak akaryakıtın  miktarı, bu konuda yapılan tahmin ve projeksiyonları haklı çıkarmış ve hatta belirtilen tahminleri de aşmıştır. Tespit edilen  7.814.121.888 kg. akaryakıtın  kaçak olarak yurda girmesi sonucu Devletimiz’in uğradığı vergi kaybının ise yaklaşık 11 katrilyon olduğunu gerek basın yoluyla kamuoyuna ve gerekse yüce Meclis’te Milletvekillerimiz’e anlattık. Kaçakçılığın miktar itibariyle ağırlıklı olarak yaklaşık % 90’ının deniz yoluyla ve dağıtım şirketleri ile Irak’a petrol ürünleri temin eden tedarikçi firmalar tarafından yapıldığı, % 10’unun da sınır ticareti kapsamında ya da sınır ihlalleri yoluyla yapılan kaçakçılık ve suistimaller olduğu da, yine o dönem konunun gerçek açıklaması bağlamında dile getirdiğimiz bir başka yön oldu. Zaten, akaryakıt kaçakçılığına ilişkin dava sayılarına bakıldığında, olay sayısı itibariyle sınır illerinden yapılan kaçakçılığın % 70’ine tekabül ettiği görülmektedir. Bu konudaki bir başka parametre de, sınır illerinde yapılan kaçakçılığın sayısal olarak fazla olmasıyla birlikte, kaçak akaryakıtın miktar itibariyle dava oranına paralel büyüklüğe sahip olmaması  idi. Yaşanan olaylar, bu savı doğruluyordu.  Bundan bir süre öncesine kadar, gazete sayfalarına yansıyan haberleri hatırlamakta büyük fayda görüyorum. Mersin’de denizden eve hortum çekip, kaçak petrolü servis edenler; devlete satılan akaryakıttan en fazla % 8-9 kar edilebilecekken, % 30, % 35 hatta % 42 iskonto yapanlar; 1999-2001 arasında 2 milyon 610 bin ton fuel-oili 346 firmaya tahsis edilmiş gibi gösterip 5-6 firma elinde toplayanlar... İspanya’yla, Fransa’yla, Gürcistan’la, Letonya’yla ve Yunanistan’la yapılan akaryakıt ticaretinde yaklaşık 1 milyar  190  milyon kilogramlık bir  farkın ortaya çıktığını ve bu farkın kimlerin ceplerine gittiğini bulmak, Ak Parti iktidarının ve bu anlayışın samimi davranışlarının sonucu oldu. Mülkiye Teftiş Kurulu Raporu’na da yansımış olan, Nahçıvan Şeker’le Türk Şeker arasında imzalanan protokolün ilgili maddesinin nakliyenin bedelsiz olacağı yönündeki hükmüne rağmen, bizzat o dönemin ilgili Bakan’ının devreye girerek, ihaleyi alan firmaya 10.000 ton ek motorin tahsisatı yapılmasına ilişkin kararname çıkardıkları günlerin Bakanlar’ı, Başbakanlar’ı şimdi siyasette yoklar bile.Kendi istekleriyle değil, “kamunun oyuyla” siyasetten uzaklaşan kadroların bıraktıklarını çözmek de, devlette devamlılık esasına inanmış olan iktidarımızın eseri olmuştur yine. O günleri unutmadık, hala hatırlıyoruz. Hatırladığımız içindir ki, sorunlarımızın çözümünü uzakta aramıyoruz. Çünkü, hemen yanıbaşımızda biten ayrıkotlarının nelere sebebiyet verdiklerini iyi görüyoruz. Peki, yukarıda arz ettiğim, yaşanmış olaylar ne demektir? Akaryakıt kaçakçılığının, Doğu, Güneydoğu’da birkaç garibanın hayvan sırtında ya da kamyonunun ek deposunda getirdiği mazotla açıklanamaması demektir. Akaryakıt kaçakçılığının açık denizlerde yapılıyor olması demektir.Kimsenin aklına gelmeyen büyük oyuncuların, büyük oynayıp, büyük kazanması demektir.Hasılı, cennet vatanımıza, sağ gösterip sol vurmak demektir. Bölücü terör örgütlerinin de oldukça büyük pay aldığı bu pastanın bozuk lezzeti, hala da bazı kesimlerin iştahını kabartmaya devam ediyor.Hükümetimiz, bu gidişata ivedilikle dur denmesi gerektiğinin bilinciyle, yine Sayın Başbakanımız’ın talimatlarıyla 1230 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nda değişikliğe gitmiş ve mevcut kanunlarda, bu istismara olanak sağlayan maddeleri, kaçakçılığı engellemeye uygun hale getirmiştir. Özellikle “Ulusal Marker” uygulaması, bu haksız kazancın son bulmasını sağlayabilecektir.

 

Yazımızın başında 1996-2003 yılları araç satışı-akaryakıt tüketimi endeksli mukayesenin fark arz ettiğini dile getirmiştik.Sayın Başbakanımız’ın talimatları ve Başbakan Yardımcımız Sayın Abdüllatif Şener’in başkanlığındaki Akaryakıt Kaçakçılığı Mücadele Kurulu, çok özel ve kapsamlı bir performans ortaya koymuş ve sonuca yönelik ciddi açılımlar tespit etmiştir.Bu açılımların, aradan geçen kısa süreye rağmen, EPDK raporlarında detaylarını bulabileceğimiz % 9’luk artışa imkan vermesi, en baştaki iddialarımıza dayalı çözüm önerilerimizin yerindeliğini tanımlar. 1230 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nda gidilen değişikliklerin zaruriyeti, 4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda görülen sıkıntıların yüksek frekansta seyretmesindendi.Ancak, yeni uygulamayla ele geçen kaçak malın stoklanması, kaçağı gerçekleştirenlerin yakalanmasına yönelik ihbar sistemi ve yargıdaki aksaklıkların giderilmesi,  kaçakçılığın son bulmasına bundan böyle çok daha formel bir kimlik kazandıracaktır.Ulaşılan bu kimlik, Komisyon raporlarıyla tespit edilmiş, 1990-2005 arasında araç sayısında % 300 olarak gerçekleşen artışla, aynı yıllar arasında sadece % 11 gerçekleşen ham petrol tüketimi artışının oransal dengesinin, kabul edilebilir bir değer üzerine oturmasını sağlayacaktır.Tüketici bilinci, iç  ve dış denetim, kurumlararası koordinasyon eksikliğinin giderilmesi, ülke değerlerine sadakat, uçurumu andıran bu farkın kapanmasına doğrudan etki sağlayacak etmenlerdir.Her tür kaçakçılığın nice büyük zararlarla ülkemizin kapısını çaldığını unutmadan; akaryakıt kaçakçılığının da milli ekonomimize ve milli güvenliğimize büyük darbeler vurduğunu es geçmeden çözüm aramak, gerçekçi davranışımızın ispatı olacaktır. Akaryakıtın, “kokar” yakıta dönüşümünü engellemek için geceli gündüzlü mesai yaparak bütün kanuni düzenlemeleri oluşturan iktidarımızın; bilinç, denetim, işlenen suçu yetkili makamlara haber verme noktalarında desteğe ihtiyacı olacağını unutmayalım lütfen. Aksi takdirde, kaçağın “kokusu” köşe dönücülerin başını döndürmeye devam edecek.



 


El Ele Temiz Türkiye ! ©